Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Lost your password? Please enter your email address. You will receive a link and will create a new password via email.

soru ekleme

Soru sormak için giriş yapmalısınız.

Giriş

Kayıt Ol

Türkiye’nin ilk ve tek öneri paylaşım platformu bironeridebizden’ e hoş geldiniz. Sizde aramıza katılarak önerilerde bulunabilir ya da sorunlarınıza önerilerde bulunulmasını isteyebilirsiniz. Forum ve Blog’un bütün özelliklerini bir arada sunan yeni nesil bu platformda sizde öncülerimizden olmak istemez misiniz?

BİR ŞEHRİN TARİHİ ÜZERİNE: BOĞAZ’IN DÖRT MUHAFIZI

BİR ŞEHRİN TARİHİ ÜZERİNE: BOĞAZ’IN DÖRT MUHAFIZI

Bir şehrin tarihi üzerine yazılmış en güzel eserlerden biri yine sevgili Samet ALTINTAŞ’ın kaleminden çıktı. Sevgili dostum Ayhan HÜLAGÜ ile Samet ALTINTAŞ’ın  Boğaz’ın Dört Muhafızı üzerine yaptığı sohbet tadındaki röportajı sizler için yayımladık “biröneridebizden”

 

 

Onlar, hakikat denizinde seyahat ettiğimiz ‘sessiz gemi’ler

RÖPORTAJ: Ayhan HÜLAGÜ

SPOT: Samet Altıntaş, İstanbul şehir kitaplığında bir ilk’e imza attı. Ve geleneğin işaret ettiği Boğaz’ın dört manevî bekçisini bir kitapta topladı. Ona göre Boğaziçi’nde hayat bulmuş öyküler, uyku değil halen devam eden bir rüya ki ara ara zamanın perdesini sıyırıp; karşımıza çıkıyorlar.

 

“Boğaz’ın Dört Muhafızı” ne zamandan beri şehrin hafızasında?

Arka kapakta da yazıyor: Bunu bize söyleyen gelenek… Yani anneannemizin, dedemizin, mahallemizdeki teyzenin rivayetleri bunlar. Çok eski zamanlardan yazılmış ve bugünlere kadar gelmiş bir mektup ya da cam şişedeki not… Yani böyle bir konseptten ne Hüdayi’nin ne Yahya Efendi’nin ne Hazret-i Yuşa’nın ne de Telli Baba’nın haberi var. Ama bu dört ulu kişinin İstanbul Boğazı’nın iki yakasında ve her tarafına hâkim bir biçimde türbelerinin olması, büyük bir hikâyenin kapısını açıyor bize.

Kitabınızın kapağında, ‘İstanbul şehir kitaplığında bir ilk’ yazıyor. Ne demek bu?

Kısaca şu demek: Kitapta, isimlerini zikrettiğim Aziz Mahmud Hüdayi, Beşiktaşlı Yahya Efendi, Yuşa Aleyhisselam ve Telli Baba hakkında müstakil çalışmalar mevcut. Ancak dört manevî bekçinin tek elde toplandığı ilk kitap “Boğaz’ın Dört Muhafızı” oldu. Doğrusu Reşat Ekrem Koçu yahut Tanpınar üstadımızın kaleminden böyle bir eseri okumayı çok isterdim.

Çalışmanızda dört manevî bekçiyi nasıl anlattınız?  

Eski dilde söyleyeyim: öncelikle tercüme-i hallerinden, yani biyografilerinden bahsettim. Ama bunu yaparken, kişisel tarihlerinde bence önemli olan ayrıntıları da vermeye gayret ettim. Yine onların devam eden hayatlarına dikkat çekip, anlatıları etrafında örülen hikâyeleri kurguladım. Ki bunu yaparken çok keyif aldığımı söyleyebilirim.

Mesela?

Mesela, Yuşa Aleyhisselam’ı anlatırken; büyük Alman müzisyen Frideric Handel’in Joshua (Yuşa) oratoryosunu yahut İngiliz ressam John Martin’in Yuşa, Tanrı’ya Güneşi Durdurması İçin Dua Ederken isimli o muhteşem tablosunu fiction’ın içine dâhil etmekten bahsediyorum. Ya da Mehmet Zahit Kotku’nun Hazret-i Yuşa ziyaretlerinde yaşananları, Bediüzzaman Said Nursî’nin yalnızlığını yonttuğu yer olarak tasvir ettiği bu tepeyi betimlemek… Bununla birlikte Aziz Mahmud Hüdayi’nin haziresinde yatan Bursalı Mehmet Tahir’i andım. Gazi Mustafa Kemal’in Manastır’da coğrafya hocalığını Bursalı Mehmet, rock’n roll biridir bana göre. Kaldı ki onun Hüdayi’deki mezartaşını eski talebesi Atatürk yaptırır. Yahya Efendi’nin huzurlu ikliminde son uykusunu uyuyan Yakup Kadri’yi de yine onun yazdığı bir eleji ile içeri çektim.

Peki, araştırma yaparken; sizi şaşırtan bilgiler neler oldu?

Deminki sorunuzun devamı olsun vereceğim cevap: işin bu tetkik ve teknik kısmı da oldukça zevkliydi. Mesela Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin Şehzade Mustafa’nın katline karşı sütkardeşi Kanunî Sultan Süleyman’a bir ariza (dilekçe) yazarak; yanlış yaptığını söylemesi, bence o konjonktürde devrimci bir eylem. Ki bunun ‘bedeli’ni Sahn-ı Seman medresesindeki görevinden azledilerek ödüyor. Zaten onun Beşiktaş’a dergâhını kurması böyle böyle başlıyor. Özellikle Yahya Efendi bölümünde epey bir malzeme var.

Boğaziçi hâlâ çok velut değil mi?

Kesinlikle… Boğaziçi medeniyeti şifahi bir kültür demek aynı zamanda. Orada, mazinin diriltici saflığı, gökyüzü kadar parlak… Dolayısıyla burada hayat bulmuş öyküler, uyku değil halen devam eden bir rüya… Ki ara ara zamanın perdesini sıyırıp; karşımıza çıkan dejavular, hakikat denizinde seyahat etmemizi sağlayan ‘sessiz gemi’ler aslında.

Çalışmanızı görsel olarak da zenginleştirmişsiniz… Bu da yerinde bir dokunuş olmuş.

Bir eserde görsel olması, okuyucu için önemli bir gösterge. Hele hele şehir tarihi yazıyorsanız fotoğraf olmazsa olmaz. Çok güzel kareler yakaladık… Hem böylece mekân okuması da yapmış olduk. Mesela Hüdayi Hazretleri, Bursa kadısıyken Hazret-i Üftade’nin müridi olur. Dervişliğinin ilk döneminde şehrin sokaklarında ciğer satar. İşte o ciğer sattığı sırıklar, bugün Üftade Tekkesi’nde sergileniyor. Mesela Telli Baba’yla alakalı rivayetler azdır, adı bile belli değil. Ama türbenin ne zaman kurulduğunu, duvarda yer alan II. Mahmud’un tuğrasıyla netleştirmiş olduk. Böylece Hazret’in 1806-1812 tarihleri arasında cereyan eden Osmanlı-Rus harbi esnasında müritleriyle düşmana geçit vermediği teorisi başat duruma geçti.

Okuyuculara son olarak neler söylemek istersiniz?

Boğaz’ın Dört Muhafızı’nı behemehâl ziyaret ve onlarla hasbihal etsinler… Gündelik yaşam ve gündelik kent ilişkisinin dışına çıkıp, mazinin katmanlarından sızıp gelen bu bahçelerde dinlensinler, demlensinler. Bir flanör Şehrin iç sesini dinlemek, insanın ruhuna şifa olan bir eylemdir. Unutulmamalıdır ki zihniyetler mekânda oluşur ve mekânlar zihniyetlerin neticesidir. Tarih dediğimiz alan-zaman bileşkesi biraz da buralarda saklıdır.

Ropörtaj : Ayhan HÜLAGÜ

Bu İçerikte İlginizi Çekebilir

KAYIP ZAMANDA AŞKI ARAYAN ADAM: MARCEL PROUST

TİYATRO SEVERLERE BİR ÖNERİ DE BİZDEN

Hakkında Erkan Tepebaş

Bironeridebizden.com kurucusu, #bironeridebizden

Beni Takip Et

Yorum Yap